26 Kasım 2010 Cuma

Benim İçin İstanbul'a Hoşçakal Demek;

Ne zaman uzaklaşmam gerekse buralardan; gözlerim dolar bindiğim otobüsün, trenin ya da uçağın penceresinden bakarken Şehrim İstanbul'a... Sanki bir daha asla gelemeyecekmişim, tadına varamayacakmışım gibi uzun uzunnn seyrederim hali hazırda bekleyen, her zaman her şey uğruna çok rahat dökebildiğim gözyaşlarımla *;)

Sonra aklıma bundan tam 15 sene evvel ilk yalnız yolculuğumu yaptığım akşam gelir;
Ablam Antalya'da halamın yanına gitmişti ve bir süre sonra ben de Antalya yollarına düşecektim. Tek sorun bunu tek başıma yapacak olmamdı. Annem otogardan beni yolcularken bir daha asla annemi göremeyeceğimi düşündüğüm için tüm vücudumun titrediğini hatırlıyorum. Otobüs hareket ettikten ve anneme güya son kez el salladıktan sonra ise hıçkıra hıçkıra ağladığımı hatırlıyorum. Sonra gülmeye başlarım ve derim ki içimden; bir gün eğer öleceksem ogün bugün değil! Gittiğim gibi geri geleceğim İstanbuluma, tekrar kavuşacağız kısa bir süre sonra... Hadiii derim kendime; tadını çıkar yolculuğunun "kürkçünün dönüp dolaşıp geri geleceği yer İstanbul'dur" *;)

11 Kasım 2010 Perşembe

KIZ KULESİ !

Aklımda kalan ve bana her nedense sıcak gelen bir ifade ile Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder: “Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak,  dört köşe,  sanatkârane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşındır. Sathı mesehası iki yüz adımdır. İki tarafına bakan yerde kapısı vardır.”




Kız Kulesi ile ilgili çooook sayıda hikaye anlatılmaktadır. İçlerinde gerçek olanı var mı? yok mu? Emin olamamakla beraber Hero ile Lendros'un Aşkına şahitlik ettiğine inanırım hep ben bu Kulenin... işte o hikaye; 
- Ovidius’un kaydettiği bir aşk hikâyesidir. Zamanında Üsküdar sırtlarında Tarnıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero'da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir. Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, çevre şehirlerden insanlar akın akın tapınağın çevresine gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit'e ma bedinde yakararak aşkı yaşayabilmek için yakarırlar. Bo ğazın karşı kıyısında oturan Leandros'ta bu törene katılmak için tapınağa geldiğinde Hero'yla karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahip feneri söndürür. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden Boğazın sularına bırakır. 
-Kleopatra’nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikâyesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral, denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya’nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikâyeler anlatılır.
-Diğer bir hikaye ise Osmanlı Dönemine aittir; Battal Gazi’nin askerleri ile Kızkulesi’ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru’nun kızını kaçırdığını anlatır. Battal Gazi, tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar’dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen “Atı alan Üsküdar’ı geçti” lafı bu hikâyeden gelir. Bu hikâyeden günümüze gelen bir diğer şey ise Kız Kulesinin adıdır.


Her şey bir yana da.... Dostlar söyleyin bana var mıdır lodoslu bir sonbahar akşamı Salacak'ta arabanızın içinde Kız Kulesi'ne karşı bir bardak sıcak çikolata'dan daha keyiflisi?








7 Kasım 2010 Pazar

İstanbul'u Dinliyorum...

İstanbul'u dinliyorum;
Bir elimde içimi ısıtan Çay'ım...
Bir elimde az sonra martılara atılmak üzere parçalara ayrılacak Simit'im...

Var mıdır İstanbul'da güneşli bir sonbahar gününde yapılan Vapur Sefasından daha huzur verici her hangi bir şey? Denize açılmak her yerde güzel, deniz her yerde güzel, lakin İstanbul'un seyrinden daha etkileyici bir şey ile ben henüz karşılaşmadım. Solumda Topkapı... Sağımda KızKulesi... Karşımda Galata! Daha etkileyici bir manzara ile karşılaşacağımı da sanmamaktayım!


Tek üzüntüm bu eşsiz manzara karşısında artık ciğerlerime çekemediğim sigaram! Neden? Neden üç tarafı da açık bir alanda içemediğimi anlamadığım sigaram için tek sıkıntım! Bunu yasaklayan zihniyetten acil bir açıklama beklemekteyim...

4 Kasım 2010 Perşembe

Bence İstanbul...

Her sabah yatağınızdan kalkıp İstanbul'a uyanmak, İstanbul'u koklamak ve İstanbul'dan bir nefes almak ciğerlerinizin taa en dibine kadar... 
En büyük aşklardan bile başkadır O'nu gerçekten yaşamak. Uğruna yazılan nice şarkılar, nice şiirler vardır belki en sevgiliye bile yazılamayan. Görmek duymak gerekmez O'nu, hissetmek yeterlidir ki her gören her duyan da bilemez zaten verdiği tadı. Yaşamak zevk verir İstanbul'u gecesiyle, gündüzüyle, yazıyla, kışıyla... Karşılık verir gerçek sevenine mutlu eder ama sevmediğini de çok net belli eder. Acısı zordur İstanbul'un! Dedim ya gezmek, görmek, duymak, dokunmak yetmez tek başına eğer yüreğiniz yoksa... Yaşamak için hissetmeli İstanbul'u, hakkını vermeli. Herkes ayrı ayrı hayatını paylaşır O'nunla... Bense İstanbulumla paylaşırken hayatımı, İstanbulumu yaşarken, hatta belki adım adım İstanbul olurken sizlere de benim gözümdeki İstanbul'u anlatmak istedim.


iyi seyirler...